Saturday, December 11, 2010

Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde klasik müzik şöleni...


3 Aralık 2010 akşamı tesadüfen, hiç beklemediğim bir anda arkadaşlarımla birlikte Bilkent Senfoni Orkestrası'nın konserine gittik.

Günümüzün en büyük orkestra şeflerinden, Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde, Rusya'nın en iyi genç kemancılarından biri olan Sasha Rozhdestvensky'i ve Çaykovski'nin tüm solo piano eserlerini kaydeden tek sanatçı Viktoria Postnikova'yı, P. Hindemith- Carl Maria von Weber'in Temaları Üzerine Senfonik Metamorfozlar'ı, F. Mendelssohn-Keman, Piyano ve Yaylı Sazlar için Konçerto'yu  ve P.İ. Çaykovski-Senfoni No.5, Mi minör, Op. 64'ü yorumlarken dinlemek, görmek, hissetmek muhteşemdi....

Bilkent Senfoni Orkestrası'nın çok kültürlü bir yapıya sahip olması, ulusal ve uluslararası boyutda sanatçılarla, şeflerle çalışması farklı bir disiplinel yapının varolduğunu göstermekte ve başarılı performanslarıyla ruhumuzu zenginleştirmektedirler. Resim sergisi dolaşırken nasıl görsel dünyamız gelişiyorsa, işitsel dünyamızın gelişmesi için konserlere gitmeliyizz diye düşünüyorum. Hem keyif almak hem de beynimizi- ruhumuzu açmak-eğitmek için...

Thursday, December 9, 2010

"Bizim Oralar"

41x42 cm, Tuval Üzeri Yağlıboya

15 yıl önce annem Zeki Serbest'in yukarda eklediğim resmini satın almıştı. Benim de Zeki Serbest'in eserleriyle tanışmam bu vesileyle olmuştu. 2010 yılında, Zeki Serbest'in "Bizim Oralar" isimli resim sergisinin organizasyonunda aktif olarak çalışmak, sanatçıyla tanışmak, resimleri üzerine konuşabilmek mükemmel bir duyguydu. Hepimizin içinde farklı özlemler var ve hepimiz özlemlerimizi kendi tarzımızla ifade etmeye paylaşmaya çalışıyoruz. Samsun Ladik doğumlu Zeki Serbest, güneşin ve denizin hakim olduğu İzmir'de yaşıyor ve resimlerinde kış günlerinin ürperten soğuğunu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile bir ahenge dönüştürüyor.


"Sonsuzluğa giden boş alanlarda genelde tek başına anlam ifade etmeyen küçük bir benek, leke ya da çizgi, bütün içinde doğasal bir motif olarak anlam kazanmaktadır.
Tüm bunların ışığı altında, resimlerim tadı yarım kalmış geçmişimin anılarına özlemimi doyurma isteğimin yansımasıdır.

‘Bizim oralar”in atlı kızaklarının izlerinde kar firtınası, kar beyazının sonsuzluğunda... "
                                                                                                 Zeki Serbest

"Düne dair yansımalarla Zeki Serbest
Fizikötesel değil de insanca bir anlayışı muştulayan, yaşanılan güzelliklerin günümüze yansıması.

Işık ve renk oyunlarıyla, görsel etkiyi canlı tutan, çekici kılan öznel yorumlar, Serbest'in iç yaşantısında ki düşlemleri özlemleri anlatırken, nitelik ve niceliği sergiler.

Kış günlerinin ürperten soğuğu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile varsıl bir armoniye dönüşür.

Issız ve sınırsız bir doğa kesitinde çok, kompozisyonun kuruluş serüvenindeki hızlı, coşkulu, spontan kuruluş ritmi izleyici'yi içine alır. Kendi yaşamındaki serüvene izleyici de dahildir artık. Mavi gökyüzünün, beyazla buluşmasında turuncular, sarılar da söz sahibidir.

Sanatın düşünsel alt yapıya oturan yaratıcı ve yorumsal bir anlatım biçimi olduğunu kavramış ve özgür biçem arayışların sürdüren Serbest, doğadaki değişimleri akıcı ve hızlı fırça vuruşları ile yakalamakta.

Saydam yansıtıcı yüzeyler üzerinde oluşan görüntü yanılsamaları, resmin bütününe renk, ışık ve leke olarak değe katmaktadır.

Düne dair özlemlerde Zeki Serbest, sanki biraz içimizdeki çoraklığı, soğuk soyutlamayı, kar beyazı ile kapayıp, yerine sevgiy ve birlikteliği yerleştirdiği kompozisyonları olarak sunuyor.

Yalınlık ve akıcılık onun vazgeçilmezi. Doğayı özümseyip, renklerle konuşması, özgünlük ve bireysellikle bütünleşen bı eylem olarak varlığını hissettiriyor.

İnsan ve doğa arasında paylaştığı şiirsel anlayış, onun yaşam felsefesindeki izleri duyumsamamıza neden oluyor."
Filiz Kımıllı - Sanat Tarihçisi




Zeki Serbest ile ilgili siteler:
http://lebriz.com/pages/artist.aspx?artistID=398&section=100&lang=TR&bhcp=1
http://www.zekiserbest.com/old/bio.htm
http://www.galeriarteo.com/?Sayfa=Ressamlar&Bolum=121

Friday, November 19, 2010

Annemin web sitesini yayınladık:)

Evde hepbirlikte çalışmak güzel bir deneyim oldu.
Şimdi ailecek iş geliştirme üzerine çalışıyoruz.
Ziyaret etmek isterseniz;
http://www.ozgulyesilbas.com/

Monday, November 15, 2010

The Concert (2009)

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin açılış filmi olan Paris'te Son Konser'i, 14 Kasım 2010 tarihinde izledim. Muhteşemdi. Sanırım birkaç kez daha seyredeceğim.

"Yönetmen Radu Mihaileanu, ülkemizde "Yaşam Treni" ve "Bir Şans Daha" adlı hafif dramlarıyla sinemaseverlerce biliniyor. Fransa'da gişe rekorları kıran "Paris'te Son Konser", melodramatik bir anlatımla yine aynı tarzı yakalıyor. Mihaileanu kimlik meselesini sorgularken bu kez mizahın dozunu artırıyor ve malzemeyi klasik müzikle harmanlıyor. 30 yıl önce, Bolşoy orkestrasının ünlü şefi Andrei Simoniovich Filipov, Yahudi müzisyenleri orkestrasında çalıştırdığı için kovulur. Şimdi ise Bolşoy’da sadece bir temizlikçidir. Bir gün tesadüfen, Chatelet Tiyatrosu’nun Bolşoy’u Paris’te çalması için davet ettiklerini öğrenir. Andrei, eski müzisyenlerini bir araya getirip Paris’te Bolşoy Orkestrası’nın yerine çalmaya karar verir. Solo keman sanatçısı olarak, Yahudi ve Roman olan eski müzisyenlerine genç virtüöz Anne-Marie Jacquet’in eşlik etmesini ister. Eğer hepsi de bu zor durumun üstesinden gelebilirse, bu çok özel konser onlar için bir zafer olacaktır."
Kaynakça: http://www.sinema.com/MediaPage.aspx?MediaID=103850&MediaType=172

Eat Pray Love



Filmi, 11.11.2010 tarihinde izledik. Bildiğimiz, hissettiğimiz, yorumladığımız şeyleri şimdi tekrar söylicem kusura bakmayın:) Tipik Amerikan yapımı, kendini her açıdan "kendi tarzıyla" iyi şekilde pazarlayan bir film (http://www.eatpraylove-movie.net/) , http://www.imdb.com/title/tt0879870/

Kendimizle ilgili çıkmazları çözmeye/anlamaya çalışırken, başka yerlerde aramaktansa, kendi içimize bakmalıyız. Aslında çok uzaklara gitmeye gerek yok ya da gitsek bile mesajları okumalıyız ya da okumayı denemeliyiz. Aklımızı ışık hızı kullanırken, kalbimizin pırıltılarını da unutmamalıyız...Yaşamdaki en önemli şey aslında "farkındaklık"

Keyifle Yemek Yediğimiz Yerler

Geçen yaz, arkadaşım sayesinde keyifle yemek yenilebilecek 3 yer keşfettim.
Birlikte yemek yemek, sohbet etmek güzeldi.

Arjantin Caddesi'nde Atar Sok. No:10 adresinde bulunan Sushico'da, Çin, Japon ve Tai mutfağını keşfetmek mükemmel bir duyguydu. Görsel şölen eşliğinde sunulan yemekler, mekanın atmosferi bizi bir an herşeyden uzaklaştırdı...


                                                         http://www.sushico.com.tr/


Japon çatal bıçağı:) ile yemek yemek çok alışık olmadığım birşey olduğu için, dürüstçe söylemek gerekirse, ilk başta zorlandım... 
 
Yolda Sushi yemeği sevip sevmeme konusunu anlık konuşurken, Sushico'ya gitme kararını  bir anda verdik. Genel olarak, yeni lezzetler keşfetmeyi sevdiğim için, önyargılı yaklaşmaktansa, denemeyi tercih ederimm. Hiç tereddüt etmeden.En güzeli...İyi ki yapmışız.




Emek 8. Cadde No: 189/A adresinde bulunan Orka Balıkevi. Daha önce Emek 8. Cadde taraflarında hiç yemek yememiştim. Butik, ufacık, temiz, aydınlık bir mekan. Çalışanları güleryüzlü. Her çeşit balığı rahatlıkla yiyebileceğiniz bir yer.



Özel bir günde, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 23 Nisan akşamı Yakamoz Diplomat Balık Lokantısı'na gittik. 250 kişilik kapasitesi olan, otopark problemi olmayan, Elmadağ manzaralı(akşam olduğu için görme şansımız olmadı) 40 yıllık balık lokantısında keyifle zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yemek yedik. Klasik bir yer...Tavsiye edilir:) http://www.yakamozdiplomat.com/anasayfa.htm

Wednesday, August 18, 2010

Soul Kitchen



Yaklaşık üç hafta önce, bir pazar günü arkadaşımla Fatih Akın'ın Soul Kitchen filmini izledik. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan ve filmin nasıl sonuçlanacağını tahmin bile edemeyerek, merakla izledik, filmin kurgusuna ve içerik akışına hayran kaldık... Sonra netten film ile ilgili araştırma yaptık, müziklerini tekrar online dinledik.

Bakın Soul Kitchen'ın web sitesinde, http://www.soulkitchenfilm.com/, filmi nasıl ifade etmişler: "SOUL KITCHEN "aile olmanın" "dostlukların" "aşkın" "güven ve sadakatin" ne olacağı giderek kestirilemez hale gelen bir dünyada "yuva" denebilecek yeri korumak için verilen mücadelenin filmidir."

Hayata gelmek nasıl zorsa... başlı başına bir olaysa... hayatta kalmayı da başarmak, "kendince" önemsediğin değerlere sahip çıkmak ve onun için mücadele etmek de başlı başına bir iştir. Arkadaşım "cürümsüzdür" başlıklı yazısına eklediği alıntı bakın ne diyor: "....yaşamak soğuğun ortasındaki bir dağda buza saplanmiş küçük bir çiviye bağlı halatı tutmaktır. Onu bırakmak herşeyi hızlandırır ama aşağı yönde. İpe sıkıca tutunacaksın. Çünkü yaşamak direnmektir'' "....var olmak değildir yaşamak, var olduğuna ispat bulmaktır...."

Soul Kitchen filminde de dostlukların, aşkın, sadakatin ve güvenin, "yuva" kavramının kurgusal olarak ahenkli, heyecanlı ve şiirsel bir akışta aktarılması bizi derinleştirirken, Fatih Akın'ın yaşama dair ayrıntıcı bakış açısı, güçlü gözlemleri yanlız olmadığımızı bir kez daha bize gösterdi; Hamburg'da Soul Kitchen adlı restoranın sahibi genç Zinos, hem özel yaşamında hem de iş hayatında zorluklar yaşar; Kız arkadaşı işi gereği Şanghay'a taşınma kararı almıştır. Zinos'un iş yaşamı tamamen restouranta bağlı olduğu için, bu durum her iki tarafı da olumsuz etkilemekte, aynı zamanda restaurantta da işler aslında iyi gitmemektedir. Zinos kız arkadaşının veda yemeğine gittiği restaurantta, restaurantın şefiyle müşteri arasında çıkan kavga nedeniyle, restaurant yetkilisi şefi kovar. Kovulan şef Shayn ile tanışan Zinos, ona iş teklifinde bulunur. Bu anı neden anlatıyorum çünkü aslında Zinos'un yeni gurme şefi ile tanışması hayatını tamamen değiştirir...

Aslında, gurme şefi Shayn, genç restaurant sahibi Zinos'a, rutinleşen kalıplaşan hayatın bizleri nasıl robotlaştırdığını kendi yöntemiyle gösterir; Müşterilerin yeni gurme şefi, Shayn'ı, boykot ettiği sahne ve gurme sefinin olaya yaklaşımı, beden dili, yaptığı işi ne kadar ciddiye aldığını bir kez daha gözler önüne serer; Gurme şefi, Shayn, olmanın ona verdiği haz, onu yaşama güçlü bir şekilde bağlamaktadır. Neden derseniz? çünkü hayal edin; Ortaya çıkardığınız bir menü var ve restauranta yemek yemek için gelenlerin hiçbiri sipariş vermiyor...Bunun sonucu olarak, gurme şefi en sonunda müşterilere sorar: "Neden sipariş vermiyorsunuz?" der kızgın kızgın... Müşteriler de her zaman Soul Kitchen'da yemek istediklerini şeyleri yemek istediklerini söylerler. Aslında bu gerçek bizim kanımıza kadar işlemiştir; Kalıplaşmış ve tüketim odaklı bir toplum içerisinde yaşadığımızı ve baktığımızda her gün aslında benzer şeyler yediğimizi-öğüttüğümüzü, benzer yaşantılar içerisinde yok olup gittiğimizi gözler önüne sermektedir... Yeni tatlar denemek, yeni bakış açılarını yakalamak, yorumlayabilmek...çok mu kolay? çok mu zor?

Bazen yaşamda hiç tahmin bile etmediğimiz kişilere aşık olursunuz ve hiç tahmin bile etmediğiniz bir anda başınız dönüverir. İşte o anlardan birini, Fatih Akın esprili,duygusal boyutta kurgulamış; Hırsızlık konusunda mimli, Zinos'un kardeşi Moritz ve garson, Lucia ile yaşadığı tılsımlı aşk hikayesi; İki tezat ruh ve farklı dünyalara ait iki insan.....Soul Kitchen filmi sayesinde farklı kimliklere sahip iki ruhun birbirleriyle nasıl bütünleşebileceği bir kez daha ispatlanmış olur...

Yaşamı istediğimiz kalıplarda kurgulayıp, aşkı da bir "kalıba" koyup robotlaştırmanın imkansız olduğu gibi, herkesin de duygularını ifade etme şekli farklıdır diye düşünüyorum; Özellikle bir akşam Zinos, Moritz ve Lucia birlikte disko tarzı bir yere giderler...Lucia'nın müzik eşliğinde dans etmesine hayran kalan Moritz, müzik yapan çocukların yanına gider ve o aletlerin nasıl çalıştığını zekice sorar. Tabi ki doğal olarak olumlu bir cevap almaz ve kısa bir süre sonra mekana bir grup hırsız takımı gelir ve müzik aletlerini çalar:)

Restaurantın arka bölmelerinin birinde yaşayan, kirasını vermeyen/veremeyen, restaurantta pişen bütün yemekleri keyifle yiyen Tekne ustası Sokrates'in, Zinos'un kardeşinin kumar zaafı yüzünden restaurantı kaybetme eşine geldiği andaki desteği, paylaşımları hepimiz için mesaj olabilecek düzeydeydi.

Ayrıca, Fatih Akın, güçlü kamera açılarıyla, derinlikleriyle, özellikle mekan konusunda kendine has özellikleri olan yerleri seçmiş; Hamburg'da bir süre sonra kapanacak olan Mandarin Casino’su ve Astra Stube. Hamburg'un ilham şehri olduğu ve izbe bir yerdeki hangarı andıran mekânın bir anda harika bir gurme restorana dönüşmesi ve aynı yerde bir dans okulunun açılması kapitalin iki farklı dünyasını bir araya getirmekle birlikte hiç akla bile gelmeyecek bir başarının, güvenin, dayanışmanın varolabileceğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Yaşamı sentezleyebilmek önemli…Bazen yaşadığımız mekanların zaman akışı içerisinde yok olup gideceğini kabullenmek istemeyip, onu kendimizde sonsuza kadar yaşatmak isteriz. Fatih Akın, bu kendine has özel mekanları Soul Kitchen sayesinde arşivledi...

Yaşamı tekrar tekrar sentezleyebilmek, yorumlayabilmek, kendi yol haritanı kurgulayabilmek en büyük mücade olmalı... Yaşamda ortak kelimeleri paylaşabileceğimiz insanları bulmak,aşkı yakalamak, aile kurabilmek önemli...
Ortak kelimeleri yakaladıklarımızlada bir anda aile oluverdiğimiz gerçeği de gözardı edilemez çünkü ruhlarımız bütünleşiyor...

Özellikle, Soul Kitchen'dan bahsederken, karakter bazlı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Mekanın kurgusuyla başarılı bir şekilde bütünleşen karakterler beni gerçekten çok etkiledi.Her karakterin, tıpkı bizler gibi, yaşama dair derin mesajları vardı. Umarım siz de filmi izleyince bu tılsımlı atmosferin içerisinde bir yolculuk yaparsınız...

Yaşamı rutinleştirerek yaşadığımızda aslında ruhumuzu kaybetmeye başlıyoruz. Onun için yaşama dair önemsediğimiz tılsımlara dair mücadele etmeliyiz...