27 Şubat Pazar günü, arkadaşımla, 1983'te özgür yazılım hareketini başlatan ve o zamandan beri hareketin önderliğini yapan Richard Stallman'ın seminerini dinlemeye gittik.
Richard Stallman, özgür yazılımın tanımı, kendi kısa özgeçmişi, özgür yazılım hareketinin geçmişi ile bilgiler verdi. Esprili ve örneklendirmelere dayalı sunumu eşliğinde, katılımcılarla interaktif iletişim sağladı. Salonda Richard Stallman'ı dinleyen bizler, sürekli düşünmeyi teşvik edici metaforlarla bütünleştik.
Notes of books read, exhibitions, forums, congress, films, concerts seen, music heard – anything that inspires. "Words fly away; written letters remain."
Wednesday, May 18, 2011
Monday, February 14, 2011
'Tarihten Günümüze Türk Aşk Şiirleri'
Bugün, Oyuncu Yıldız Kenter ve Prof. Dr. Talat Halman, 'Tarihten Günümüze Türk Aşk Şiirleri' dinletisine gittim. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Farabi Salonundaki sunum, 'Türk'ün Aşkı' temasıyla gerçekleşti. Bu anlamlı etkinliğe, hem organizasyonel hem de içerik olarak baktığımda; Organizasyon genel olarak başarılıydı; Ses düzeni, ışıklandırma, genel sunum akışı ve paralelinde ilerleyen müzik ve görsel sunum ahenkliydi. Ayrıca, etkinliğin merkezi bir yerde organize edilmiş olması da, katılımının yüksek olmasını sağladı. Çeşitli etkinliklerde, geniş izleyici kitlesine ev sahipliği yapan, Farabi Salonu'nun, bütün koltukları doluydu, hatta ayakta izleyenler bile oldu. Sadece, bu değerli sunum, keşke iş saatleri dışında da yapılabilseydi. O zaman belki, çalışanlar da, iş çıkışı, etkinliğe katılma şansı olurdu. Etkinlik organizasyonları ile yakından ilgilendiğim için hemen gözlemlerimi yazmak istedim.
Bu değerli etkinlik organizasyonuyla ilgili ilk izlenimlerimi paylaştıktan sonra zekice kurgulanmış bir sunumun içerik, plan akışına bir göz atalım;
"Devlet Sanatçısı Yıldız Kenter ve Prof. Talat Sait Halman’dan Şiirlerle, Resimlerle, Şarkılarla Türk’ün Aşkı Altıncı yüzyıldan günümüze, romantik, mistik, lirik ve satirik aşk şiirleri Orta Asya, Eski Anadolu Uygarlıkları (Sümerceden tarihin en eski aşk şiiri / değişik dönemlerde sevgi kültürü), Mevlana, Yunus Emre, Dede Korkut, Divan Şairleri (Fuzuli, Nedim, Şeyh Galib, Muhibbi-Kanuni Sultan Süleyman, Leyla Hanım, Enderunlu Fazıl), Halk şairleri (Karacaoğlan, Garip Hasan), türküler, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Ahmet Haşim, Orhan Veli Kanık, Cemal Süreyya, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday, Cahit Külebi, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Behçet Necatigil, İlhan Berk, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attilla İlhan, Gülten Akın ve başkaları.. Programda Tijen Ergönen ve saz arkadaşları Yunus’tan “Aşkın Aldı Benden Beni”, Fuzuli’den “Aşık Oldur Kim Kılar Canın Feda Cananına”, Nef-i’den “Esti Nesim-i Nevbahar”, Nedim’den “Erdi Bahar”, “Üsküdar’a Gider İken”, Karacaoğlan’dan “Elif”, “Tin Tin Tini Mini Hanım” adlı şarkı ve türkülerle programa katıldı."
Keşke benzer sunumlar daha çok gerçekleşse ve bizler daha çok farkına varsak....
Keşke benzer sunumlar daha çok gerçekleşse ve bizler daha çok farkına varsak....
Cogito-Aşk
Bazı dergiler, kitaplar vardır ki, tekrar tekrar okunur. İşte bunlardan bir tanesi, Cogito’nun Aşk özel sayısı. IV Baskı. Sayı 4, Bahar 1995. 49 Yazar, 339 sayfa. Derginin tarihine baktığımda, ne kadar çok zaman geçtiğini tekrar farkettim. Özellikle, Cogito’nun “Aşk” özel sayısını aldım çünkü yazarların bu konuda yaptıkları araştırmaları, gözlemleri, yorumları okumak istedim. Geçmişte, gönüllü olarak bir dergide, haber koordinatörüğü yaptığım için, elimde olmadan derginin içerik yönetimi ve akışını da gözlemleme ihtiyacı hissediyorum; Derginin içeriği ve akışı, sayfa düzeni, görselliği, okuyucuyu yormadan nefes alarak okumasını, düşünmesini sağlıyor.
Bu özel sayıda; Enis Batur, Nermi Uygur, Sevin Okyay, Selim İleri, Yıldırım Türker, M. Mukadder Yakupoğlu, Tomris Uyar, İskender Pala, Kanuni Sultan Süleyman, Stendhal, Paul Eluard, Niklas Luhmann, Ksemendra, Georg Simmel, Kierkegaard, A. Rony, George Sand ve Musset ve daha nice değerli yazarlar, farklı açılardan, farklı disiplinlerle, örneklemelerle aşkı inceliyor. Yazarların tümünü görmek için; http://www.ykykultur.com.tr/dergi/?id=120 ziyaret edebilirsiniz.
Dergiden kısa kısa alıntılar:
Enis Batur’dan "Aşk Üzerine Marazi Bir Deneme Daha"
“Aragon’un ünlü sözü “Mutlu Aşk Yoktur”, bütün ünlü sözlerin yazgısını tekrarlar: Bu düşünce, daha çok yanlış anlaşılmıştır.
Aragon, hiçbir aşkın mutluluk getirmediğini, getiremeyeceğini mi ifade etmeye çalışmıştı? Şairler böyledir, şiirler haydi haydi böyle: Ayrıca bir şey söylemezler: Bu’durlar, bu kadar’dırlar. Onun için de tek bir doğru yorumdan söz etmek boşuna çaba olur; herkesin ufkuna ve derinliğine göre bir yorum, birden fazla yorum olasılığı yaratır bu türden altın sözler.
Aragon’un yaklaşımını, Aşk ve Batı başlıklı bir incelemenin de yazarı olan kültür tarihçisi Rougemont’un kurduğu kilit cümleyle bağlamak istiyorum: “Mutlu Aşk’ın yazılı tarihi yoktur.”
Gerçekten de, Batı uygarlığında, Doğu’da da, mutsuz aşkların tarihinin yazılmış olduğu göze çarpıyor. Leyla ve Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ve Zühre, Hüsrev ile Şirin, Romeo ve Juliet, Heloise ve Abelardus, Portekizli Rahibe ve sevdiği adam, bütün Tristan ve Isolde versiyonları, Carmen ve Don Jose, sonsuz bir listeye yönelmek güç değil mutsuz çiftler konusunda, işlenen aşkın siyah tablosunu çıkarır karşımıza. Beatrice’nin Dante’sinden “Makber” in şairine, Nerval’ın “Sylvie” sinden Halid Ziya’ya değişmez bu gerçeklik: Klasikler, Romantikler, Simgeciler, Gerçeküstücüler, Modernler, Post-Modernler Aşk’ın çehresini değiştirirler de natura’sına dokunamazlar pek.”
Çağın Aşk’a yüklediği çehre büsbütün değişmiş değil elbette: Aşk onu doğuran nedensiz heyecana (Sartre bile “büyü” saymıştır heyecanı), onu yoğuran tutku gizilgücüne bağlı bir değişmezlik içerir bir yandan. Koşulların, toplumsal bağlamının, ideolojik örgünün değişmesiyle değişmeyen bir mayası olduğu bellidir. “Mutsuz aşkın tarihi” nin yazılmasında kesintiye rastlanmaması bundandır.” (Sayfa 7- 8)
Artun Ünsal’dan “Aşk’a Dair”
“Aşk bence düdüklü şekerdir-şimdilerde pek satılmıyor ya-bulununcaya kadar binbir türlü çaba-üzerinde son kullanım tarihi de yazmaz, şeker yenir ve düdük ötmez olur çünkü şeker düdükten yapılmıştır. Abartıyor muyum yoksa? Sanmam her şey tükenir aşk da. Masallardaki gibi, bir varmış, bir yokmuş, dere tepe gidilesi. Masalla aşk birbirine karışır, bir aşk varmış, bir aşk yokmuş. Aşk da bir yoldur. Ne yazık, yaşam biter, yol bitmez. Aşklar başlar, bir gün biter, ama aşk sürer. Çünkü yaşam aşktır.” (sayfa 24)
İbn Hazm’dan “Aşk’ın Halleri”
Aşk’ın Mahiyeti
“Çok sevgili dostum, aşk göz açtırmayan bir derttir. Bu derdin ilacı acısıyla oranlı olmalıdır. Bu öyle bir hastalıktır ki, hasta zevk alır. Öyle bir acıdır ki, dert sahibi arzu eder. Bu derde uğrarsa artık, iyileşmek istemez. Acı çeken ise, bu acıdan kurtulmayı dilemez. Aşk insana, vaktiyle iğrendiği şeyleri süslü püslü gösterir. Kendisine zor gibi gözüken şeyleri kolay gösterir. Doğuştan olan huyları ve doğal eğilimleri değiştirecek kadar ileri gider” (sayfa 120)
Aşk=f (Karanlık) , Cem Akaş
“Aşk, insanların genel anlamda büyümesini, derinleşmesini sağlıyor, homojen bir duyuşsuzlukla şu uzay-zaman aralığında Can’a varlığını hissettirmiyor: değerli. Gelişen kişilerin karanlıkları da gelişiyor, değişiyor: paylaşılacak, saklanacak yeni şeyler çıkıyor ortaya hep, kişinin karanlığını yok etmesi sanıldığından da zor: İyi bir şey bu her aşk, keşfetme ve öğrenme heyecanını yaşatabildiği ölçüde ve sürece yaşıyor.” (sayfa 70)
Saturday, January 29, 2011
AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları Forumu-Gözlemler & Ayrıntılar
ODTÜ KOSGEB Konferans Salonu'nda gerçekleşen, AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları Forumu'na, 27 Ocak Perşembe günü 10:00-16:30 arası katıldım. Forum içeriğinin ve akış planının oldukça sistematik ilerlediğini gözlemledim. Forum açılışında; klasik müzik eşliğinde, çay ve kahve sunumları, ücretsiz sunulan bilgilendirici kitaplar ve dergiler, yapılan sohbetlerin ve paylaşımların derinliği beni mutlu etti. Ayrıca, mini bir ayrıntı, bize ücretsiz olarak sunulan kitaplar ve dergilerin yanında verilen kitap ayracı da içerik olarak konu bütünlüğüne uyuyordu. Nasıl mı? Kitap ayracının üstünde, uzun süre bilgisayar karşısında kalanlar için, sağlıkla ilgili öneriler hem görsel hem de yazılı olarak anlatılmış. Genellikle bu konu, bilinçli-bilinçsiz göz ardı edildiği için, bu yöntemle, ilgili katılımcıya ulaşması zekice olmuş diye düşünüyorum.
Organizasyonlarda ilk izlenim önemli olduğu için bu minik ayrıntıları paylaşmak istedim. Forumun içeriği kadar organizasyonunun akışı da, ahenkli olması önemli...
AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları ile ilgili konularını yakından takip etmeye çalıştığım için, bu foruma katılmak benim için besleyici ve yönlendirici oldu; Konusunda uzman yetkilileri dinlemek, örnek uygulamalar aracılığıyla önemli bilgileri öğrenmek faydalıydı. İyi ki katılma şansım oldu.
Forumdan bazı konu başlıkları ve konuşmacılar; TÜBİTAK /Serhat Çakır'ın "Türkiye'de AR-GE, Vizyon 2023 ve Sonrası", ODTÜ TEKPOL/ Erkan Erdil'in, DPT / Özgür Kadir'in DPT Destekleri, TÜBİTAK / Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" ve Bora Güngören'in "AR-GE Kültürü ve Teknoloji Yönetimi"
Özellikle insan kaynakları ve eğitim konuları benim özel ilgi alanım olduğu için, Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" sunumu, ileriye dönük olarak yapılacak çalışmaların nasıl şekillendiğine ve geliştirileceğine dair bilgilendirici bir çalışmaydı.
Ayrıntılı bilgi için:
http://www.aytep.org/
Organizasyonlarda ilk izlenim önemli olduğu için bu minik ayrıntıları paylaşmak istedim. Forumun içeriği kadar organizasyonunun akışı da, ahenkli olması önemli...
AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları ile ilgili konularını yakından takip etmeye çalıştığım için, bu foruma katılmak benim için besleyici ve yönlendirici oldu; Konusunda uzman yetkilileri dinlemek, örnek uygulamalar aracılığıyla önemli bilgileri öğrenmek faydalıydı. İyi ki katılma şansım oldu.
Forumdan bazı konu başlıkları ve konuşmacılar; TÜBİTAK /Serhat Çakır'ın "Türkiye'de AR-GE, Vizyon 2023 ve Sonrası", ODTÜ TEKPOL/ Erkan Erdil'in, DPT / Özgür Kadir'in DPT Destekleri, TÜBİTAK / Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" ve Bora Güngören'in "AR-GE Kültürü ve Teknoloji Yönetimi"
Özellikle insan kaynakları ve eğitim konuları benim özel ilgi alanım olduğu için, Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" sunumu, ileriye dönük olarak yapılacak çalışmaların nasıl şekillendiğine ve geliştirileceğine dair bilgilendirici bir çalışmaydı.
Ayrıntılı bilgi için:
http://www.aytep.org/
Saturday, January 15, 2011
Pano Çalışmalarım
Ahşap pano, 39x29cm
Annem, dekupaj tekniği ile ahşap boyama nasıl yapılır bana öğretti.Yukarda gördüğünüz pano, ikinci çalışmam. Yukardaki resim benim için çok özel.
Mini Peri Telefonda ve Bisikletli Kız
30x23cm, Dekupaj Tekniği ile Ahşap Boyama, Pano
Aile büyüklerimizden bize kalan 1900'lü yıllara ait kartpostallardan faydalanarak,
annemin teknik olarak yönlendirmeleriyle panoları yaptım.
annemin teknik olarak yönlendirmeleriyle panoları yaptım.
Özellikle, çeşitli formatlarda panolar üzerine ahşap boyama yapmaya karar verdim.
Saturday, December 11, 2010
Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde klasik müzik şöleni...
Günümüzün en büyük orkestra şeflerinden, Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde, Rusya'nın en iyi genç kemancılarından biri olan Sasha Rozhdestvensky'i ve Çaykovski'nin tüm solo piano eserlerini kaydeden tek sanatçı Viktoria Postnikova'yı, P. Hindemith- Carl Maria von Weber'in Temaları Üzerine Senfonik Metamorfozlar'ı, F. Mendelssohn-Keman, Piyano ve Yaylı Sazlar için Konçerto'yu ve P.İ. Çaykovski-Senfoni No.5, Mi minör, Op. 64'ü yorumlarken dinlemek, görmek, hissetmek muhteşemdi....
Bilkent Senfoni Orkestrası'nın çok kültürlü bir yapıya sahip olması, ulusal ve uluslararası boyutda sanatçılarla, şeflerle çalışması farklı bir disiplinel yapının varolduğunu göstermekte ve başarılı performanslarıyla ruhumuzu zenginleştirmektedirler. Resim sergisi dolaşırken nasıl görsel dünyamız gelişiyorsa, işitsel dünyamızın gelişmesi için konserlere gitmeliyizz diye düşünüyorum. Hem keyif almak hem de beynimizi- ruhumuzu açmak-eğitmek için...
Thursday, December 9, 2010
"Bizim Oralar"
41x42 cm, Tuval Üzeri Yağlıboya
15 yıl önce annem Zeki Serbest'in yukarda eklediğim resmini satın almıştı. Benim de Zeki Serbest'in eserleriyle tanışmam bu vesileyle olmuştu. 2010 yılında, Zeki Serbest'in "Bizim Oralar" isimli resim sergisinin organizasyonunda aktif olarak çalışmak, sanatçıyla tanışmak, resimleri üzerine konuşabilmek mükemmel bir duyguydu. Hepimizin içinde farklı özlemler var ve hepimiz özlemlerimizi kendi tarzımızla ifade etmeye paylaşmaya çalışıyoruz. Samsun Ladik doğumlu Zeki Serbest, güneşin ve denizin hakim olduğu İzmir'de yaşıyor ve resimlerinde kış günlerinin ürperten soğuğunu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile bir ahenge dönüştürüyor.
"Sonsuzluğa giden boş alanlarda genelde tek başına anlam ifade etmeyen küçük bir benek, leke ya da çizgi, bütün içinde doğasal bir motif olarak anlam kazanmaktadır.
Tüm bunların ışığı altında, resimlerim tadı yarım kalmış geçmişimin anılarına özlemimi doyurma isteğimin yansımasıdır.
‘Bizim oralar”in atlı kızaklarının izlerinde kar firtınası, kar beyazının sonsuzluğunda... "
Zeki Serbest
"Düne dair yansımalarla Zeki Serbest
Fizikötesel değil de insanca bir anlayışı muştulayan, yaşanılan güzelliklerin günümüze yansıması.
Işık ve renk oyunlarıyla, görsel etkiyi canlı tutan, çekici kılan öznel yorumlar, Serbest'in iç yaşantısında ki düşlemleri özlemleri anlatırken, nitelik ve niceliği sergiler.
Kış günlerinin ürperten soğuğu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile varsıl bir armoniye dönüşür.
Issız ve sınırsız bir doğa kesitinde çok, kompozisyonun kuruluş serüvenindeki hızlı, coşkulu, spontan kuruluş ritmi izleyici'yi içine alır. Kendi yaşamındaki serüvene izleyici de dahildir artık. Mavi gökyüzünün, beyazla buluşmasında turuncular, sarılar da söz sahibidir.
Sanatın düşünsel alt yapıya oturan yaratıcı ve yorumsal bir anlatım biçimi olduğunu kavramış ve özgür biçem arayışların sürdüren Serbest, doğadaki değişimleri akıcı ve hızlı fırça vuruşları ile yakalamakta.
Saydam yansıtıcı yüzeyler üzerinde oluşan görüntü yanılsamaları, resmin bütününe renk, ışık ve leke olarak değe katmaktadır.
Düne dair özlemlerde Zeki Serbest, sanki biraz içimizdeki çoraklığı, soğuk soyutlamayı, kar beyazı ile kapayıp, yerine sevgiy ve birlikteliği yerleştirdiği kompozisyonları olarak sunuyor.
Yalınlık ve akıcılık onun vazgeçilmezi. Doğayı özümseyip, renklerle konuşması, özgünlük ve bireysellikle bütünleşen bı eylem olarak varlığını hissettiriyor.
İnsan ve doğa arasında paylaştığı şiirsel anlayış, onun yaşam felsefesindeki izleri duyumsamamıza neden oluyor."
Filiz Kımıllı - Sanat Tarihçisi
Zeki Serbest ile ilgili siteler:
http://lebriz.com/pages/artist.aspx?artistID=398§ion=100&lang=TR&bhcp=1
http://www.zekiserbest.com/old/bio.htm
http://www.galeriarteo.com/?Sayfa=Ressamlar&Bolum=121
Subscribe to:
Posts (Atom)




