ODTÜ KOSGEB Konferans Salonu'nda gerçekleşen, AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları Forumu'na, 27 Ocak Perşembe günü 10:00-16:30 arası katıldım. Forum içeriğinin ve akış planının oldukça sistematik ilerlediğini gözlemledim. Forum açılışında; klasik müzik eşliğinde, çay ve kahve sunumları, ücretsiz sunulan bilgilendirici kitaplar ve dergiler, yapılan sohbetlerin ve paylaşımların derinliği beni mutlu etti. Ayrıca, mini bir ayrıntı, bize ücretsiz olarak sunulan kitaplar ve dergilerin yanında verilen kitap ayracı da içerik olarak konu bütünlüğüne uyuyordu. Nasıl mı? Kitap ayracının üstünde, uzun süre bilgisayar karşısında kalanlar için, sağlıkla ilgili öneriler hem görsel hem de yazılı olarak anlatılmış. Genellikle bu konu, bilinçli-bilinçsiz göz ardı edildiği için, bu yöntemle, ilgili katılımcıya ulaşması zekice olmuş diye düşünüyorum.
Organizasyonlarda ilk izlenim önemli olduğu için bu minik ayrıntıları paylaşmak istedim. Forumun içeriği kadar organizasyonunun akışı da, ahenkli olması önemli...
AR-GE, Yenilik ve Teknoloji Politikaları ile ilgili konularını yakından takip etmeye çalıştığım için, bu foruma katılmak benim için besleyici ve yönlendirici oldu; Konusunda uzman yetkilileri dinlemek, örnek uygulamalar aracılığıyla önemli bilgileri öğrenmek faydalıydı. İyi ki katılma şansım oldu.
Forumdan bazı konu başlıkları ve konuşmacılar; TÜBİTAK /Serhat Çakır'ın "Türkiye'de AR-GE, Vizyon 2023 ve Sonrası", ODTÜ TEKPOL/ Erkan Erdil'in, DPT / Özgür Kadir'in DPT Destekleri, TÜBİTAK / Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" ve Bora Güngören'in "AR-GE Kültürü ve Teknoloji Yönetimi"
Özellikle insan kaynakları ve eğitim konuları benim özel ilgi alanım olduğu için, Miray Karakuzu'nun "Bilim ve Teknolojide İnsan Kaynakları" sunumu, ileriye dönük olarak yapılacak çalışmaların nasıl şekillendiğine ve geliştirileceğine dair bilgilendirici bir çalışmaydı.
Ayrıntılı bilgi için:
http://www.aytep.org/
Notes of books read, exhibitions, forums, congress, films, concerts seen, music heard – anything that inspires. "Words fly away; written letters remain."
Saturday, January 29, 2011
Saturday, January 15, 2011
Pano Çalışmalarım
Ahşap pano, 39x29cm
Annem, dekupaj tekniği ile ahşap boyama nasıl yapılır bana öğretti.Yukarda gördüğünüz pano, ikinci çalışmam. Yukardaki resim benim için çok özel.
Mini Peri Telefonda ve Bisikletli Kız
30x23cm, Dekupaj Tekniği ile Ahşap Boyama, Pano
Aile büyüklerimizden bize kalan 1900'lü yıllara ait kartpostallardan faydalanarak,
annemin teknik olarak yönlendirmeleriyle panoları yaptım.
annemin teknik olarak yönlendirmeleriyle panoları yaptım.
Özellikle, çeşitli formatlarda panolar üzerine ahşap boyama yapmaya karar verdim.
Saturday, December 11, 2010
Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde klasik müzik şöleni...
Günümüzün en büyük orkestra şeflerinden, Gennady Rozhdestvensky'in yönetimi eşliğinde, Rusya'nın en iyi genç kemancılarından biri olan Sasha Rozhdestvensky'i ve Çaykovski'nin tüm solo piano eserlerini kaydeden tek sanatçı Viktoria Postnikova'yı, P. Hindemith- Carl Maria von Weber'in Temaları Üzerine Senfonik Metamorfozlar'ı, F. Mendelssohn-Keman, Piyano ve Yaylı Sazlar için Konçerto'yu ve P.İ. Çaykovski-Senfoni No.5, Mi minör, Op. 64'ü yorumlarken dinlemek, görmek, hissetmek muhteşemdi....
Bilkent Senfoni Orkestrası'nın çok kültürlü bir yapıya sahip olması, ulusal ve uluslararası boyutda sanatçılarla, şeflerle çalışması farklı bir disiplinel yapının varolduğunu göstermekte ve başarılı performanslarıyla ruhumuzu zenginleştirmektedirler. Resim sergisi dolaşırken nasıl görsel dünyamız gelişiyorsa, işitsel dünyamızın gelişmesi için konserlere gitmeliyizz diye düşünüyorum. Hem keyif almak hem de beynimizi- ruhumuzu açmak-eğitmek için...
Thursday, December 9, 2010
"Bizim Oralar"
41x42 cm, Tuval Üzeri Yağlıboya
15 yıl önce annem Zeki Serbest'in yukarda eklediğim resmini satın almıştı. Benim de Zeki Serbest'in eserleriyle tanışmam bu vesileyle olmuştu. 2010 yılında, Zeki Serbest'in "Bizim Oralar" isimli resim sergisinin organizasyonunda aktif olarak çalışmak, sanatçıyla tanışmak, resimleri üzerine konuşabilmek mükemmel bir duyguydu. Hepimizin içinde farklı özlemler var ve hepimiz özlemlerimizi kendi tarzımızla ifade etmeye paylaşmaya çalışıyoruz. Samsun Ladik doğumlu Zeki Serbest, güneşin ve denizin hakim olduğu İzmir'de yaşıyor ve resimlerinde kış günlerinin ürperten soğuğunu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile bir ahenge dönüştürüyor.
"Sonsuzluğa giden boş alanlarda genelde tek başına anlam ifade etmeyen küçük bir benek, leke ya da çizgi, bütün içinde doğasal bir motif olarak anlam kazanmaktadır.
Tüm bunların ışığı altında, resimlerim tadı yarım kalmış geçmişimin anılarına özlemimi doyurma isteğimin yansımasıdır.
‘Bizim oralar”in atlı kızaklarının izlerinde kar firtınası, kar beyazının sonsuzluğunda... "
Zeki Serbest
"Düne dair yansımalarla Zeki Serbest
Fizikötesel değil de insanca bir anlayışı muştulayan, yaşanılan güzelliklerin günümüze yansıması.
Işık ve renk oyunlarıyla, görsel etkiyi canlı tutan, çekici kılan öznel yorumlar, Serbest'in iç yaşantısında ki düşlemleri özlemleri anlatırken, nitelik ve niceliği sergiler.
Kış günlerinin ürperten soğuğu, kar fırtınalarının devamında, o sıcacık kiremitleri, dostluğu simgeleyen atları, kızakları ağaçları, insan figürleri ile varsıl bir armoniye dönüşür.
Issız ve sınırsız bir doğa kesitinde çok, kompozisyonun kuruluş serüvenindeki hızlı, coşkulu, spontan kuruluş ritmi izleyici'yi içine alır. Kendi yaşamındaki serüvene izleyici de dahildir artık. Mavi gökyüzünün, beyazla buluşmasında turuncular, sarılar da söz sahibidir.
Sanatın düşünsel alt yapıya oturan yaratıcı ve yorumsal bir anlatım biçimi olduğunu kavramış ve özgür biçem arayışların sürdüren Serbest, doğadaki değişimleri akıcı ve hızlı fırça vuruşları ile yakalamakta.
Saydam yansıtıcı yüzeyler üzerinde oluşan görüntü yanılsamaları, resmin bütününe renk, ışık ve leke olarak değe katmaktadır.
Düne dair özlemlerde Zeki Serbest, sanki biraz içimizdeki çoraklığı, soğuk soyutlamayı, kar beyazı ile kapayıp, yerine sevgiy ve birlikteliği yerleştirdiği kompozisyonları olarak sunuyor.
Yalınlık ve akıcılık onun vazgeçilmezi. Doğayı özümseyip, renklerle konuşması, özgünlük ve bireysellikle bütünleşen bı eylem olarak varlığını hissettiriyor.
İnsan ve doğa arasında paylaştığı şiirsel anlayış, onun yaşam felsefesindeki izleri duyumsamamıza neden oluyor."
Filiz Kımıllı - Sanat Tarihçisi
Zeki Serbest ile ilgili siteler:
http://lebriz.com/pages/artist.aspx?artistID=398§ion=100&lang=TR&bhcp=1
http://www.zekiserbest.com/old/bio.htm
http://www.galeriarteo.com/?Sayfa=Ressamlar&Bolum=121
Friday, November 19, 2010
Annemin web sitesini yayınladık:)
Evde hepbirlikte çalışmak güzel bir deneyim oldu.
Şimdi ailecek iş geliştirme üzerine çalışıyoruz.
Ziyaret etmek isterseniz;
http://www.ozgulyesilbas.com/
Şimdi ailecek iş geliştirme üzerine çalışıyoruz.
Ziyaret etmek isterseniz;
http://www.ozgulyesilbas.com/
Monday, November 15, 2010
The Concert (2009)
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin açılış filmi olan Paris'te Son Konser'i, 14 Kasım 2010 tarihinde izledim. Muhteşemdi. Sanırım birkaç kez daha seyredeceğim.
"Yönetmen Radu Mihaileanu, ülkemizde "Yaşam Treni" ve "Bir Şans Daha" adlı hafif dramlarıyla sinemaseverlerce biliniyor. Fransa'da gişe rekorları kıran "Paris'te Son Konser", melodramatik bir anlatımla yine aynı tarzı yakalıyor. Mihaileanu kimlik meselesini sorgularken bu kez mizahın dozunu artırıyor ve malzemeyi klasik müzikle harmanlıyor. 30 yıl önce, Bolşoy orkestrasının ünlü şefi Andrei Simoniovich Filipov, Yahudi müzisyenleri orkestrasında çalıştırdığı için kovulur. Şimdi ise Bolşoy’da sadece bir temizlikçidir. Bir gün tesadüfen, Chatelet Tiyatrosu’nun Bolşoy’u Paris’te çalması için davet ettiklerini öğrenir. Andrei, eski müzisyenlerini bir araya getirip Paris’te Bolşoy Orkestrası’nın yerine çalmaya karar verir. Solo keman sanatçısı olarak, Yahudi ve Roman olan eski müzisyenlerine genç virtüöz Anne-Marie Jacquet’in eşlik etmesini ister. Eğer hepsi de bu zor durumun üstesinden gelebilirse, bu çok özel konser onlar için bir zafer olacaktır."
Kaynakça: http://www.sinema.com/MediaPage.aspx?MediaID=103850&MediaType=172
"Yönetmen Radu Mihaileanu, ülkemizde "Yaşam Treni" ve "Bir Şans Daha" adlı hafif dramlarıyla sinemaseverlerce biliniyor. Fransa'da gişe rekorları kıran "Paris'te Son Konser", melodramatik bir anlatımla yine aynı tarzı yakalıyor. Mihaileanu kimlik meselesini sorgularken bu kez mizahın dozunu artırıyor ve malzemeyi klasik müzikle harmanlıyor. 30 yıl önce, Bolşoy orkestrasının ünlü şefi Andrei Simoniovich Filipov, Yahudi müzisyenleri orkestrasında çalıştırdığı için kovulur. Şimdi ise Bolşoy’da sadece bir temizlikçidir. Bir gün tesadüfen, Chatelet Tiyatrosu’nun Bolşoy’u Paris’te çalması için davet ettiklerini öğrenir. Andrei, eski müzisyenlerini bir araya getirip Paris’te Bolşoy Orkestrası’nın yerine çalmaya karar verir. Solo keman sanatçısı olarak, Yahudi ve Roman olan eski müzisyenlerine genç virtüöz Anne-Marie Jacquet’in eşlik etmesini ister. Eğer hepsi de bu zor durumun üstesinden gelebilirse, bu çok özel konser onlar için bir zafer olacaktır."
Kaynakça: http://www.sinema.com/MediaPage.aspx?MediaID=103850&MediaType=172
Eat Pray Love
Filmi, 11.11.2010 tarihinde izledik. Bildiğimiz, hissettiğimiz, yorumladığımız şeyleri şimdi tekrar söylicem kusura bakmayın:) Tipik Amerikan yapımı, kendini her açıdan "kendi tarzıyla" iyi şekilde pazarlayan bir film (http://www.eatpraylove-movie.net/) , http://www.imdb.com/title/tt0879870/
Kendimizle ilgili çıkmazları çözmeye/anlamaya çalışırken, başka yerlerde aramaktansa, kendi içimize bakmalıyız. Aslında çok uzaklara gitmeye gerek yok ya da gitsek bile mesajları okumalıyız ya da okumayı denemeliyiz. Aklımızı ışık hızı kullanırken, kalbimizin pırıltılarını da unutmamalıyız...Yaşamdaki en önemli şey aslında "farkındaklık"
Filmi, 11.11.2010 tarihinde izledik. Bildiğimiz, hissettiğimiz, yorumladığımız şeyleri şimdi tekrar söylicem kusura bakmayın:) Tipik Amerikan yapımı, kendini her açıdan "kendi tarzıyla" iyi şekilde pazarlayan bir film (http://www.eatpraylove-movie.net/) , http://www.imdb.com/title/tt0879870/
Kendimizle ilgili çıkmazları çözmeye/anlamaya çalışırken, başka yerlerde aramaktansa, kendi içimize bakmalıyız. Aslında çok uzaklara gitmeye gerek yok ya da gitsek bile mesajları okumalıyız ya da okumayı denemeliyiz. Aklımızı ışık hızı kullanırken, kalbimizin pırıltılarını da unutmamalıyız...Yaşamdaki en önemli şey aslında "farkındaklık"
Subscribe to:
Posts (Atom)




